İki/Üç Anne Gücü
[ Dr. Esra, üçüz Annesi, 20.01.2009 ]
Üçüzlerim hasta…
Bu satırları yazdığım gün itibariyle 7. gündür tempom aynen şöyle: Gece boyunca üçüzlerin yatakları arasında mekik dokuyorum. Arada fırsat olursa 5-10 dakika sızıyorum. Sabah bakıcı çocukları devraldığında, yaklaşık yarım saat uyuyup hemen koşturarak işe gidiyorum. İşyerinde tüm gün koşturup sonra aynen koşturarak eve geliyorum.
Elimi yüzümü yıkayıp, bazen üstümü bile değiştiremeden salona girdiğimde 3 hasta tosbağa beni karşılıyor. Üçü de güçleri yettiğince hızlı hızlı emekleyerek yanıma geliyor ve üçü birden kucağıma gelmek istiyor. Niye üçüncü kolum yok diye üzülerek elimden geldiği kadarıyla üçünü birden sarıp sarmalamaya çalışıyorum. Bazen de Allah dualarımı duyuyor, tosbağalarımdan bir tanesine dizlerime yatmak yetiyor.
Kucaklama faslı bitince hepsi yerlere seriliyor. Normalde kıpır kıpır olan hatta lakabı Kıpırcan olan oğlum, başını kaldıramadan halsiz halsiz yatıyor. Ama o haliyle bile kafasını zar zor kaldırdığında bize gülümsemeye çalıştığını görmek içimi acıtıyor.
Elimden geldiğimde üçüyle tek tek ilgilenmeye çalışıyorum. Tek tek saçlarını okşamaya... Hastalıklarının ortasında, uykusuzluktan zayıf düşmüş halimle ben de hastalığı kapıyorum. Bir yandan acaba onları tekrar hasta eder miyim diye endişeleniyorum, diğer yandan diyorum ki benim ilacım onlar, onlarınki ben...
Küçümenlerimin iştahı yok. Hasta olmadan önce yemeklerini görünce sevinçten yerlerinde duramayan tosbağalarım, ağızlarını zar zor açıyor, bir kaşık yiyip başını çeviriyorlar. Kalan güçlerini ıhlamur, su içmeye harcıyorlar. Çayı, suyu içerkenki hallerini görseniz sanki içlerinde volkan var...
Hırıltılı soluyorlar. Oğlumun durumu daha ağır, sadece ona antibiyotik başlandı. Eve nebulizatör cihazı aldık, ilaç veriyoruz. İyi geldiğini anladıklarından herhalde, özellikle Hilal kızım makine çalışınca geliyor, maskenin ucunu burnuna doğru kendisi tutuyor. O küçücük suratlara büyük gelen maskeyi, kendi küçücük elleriyle tutuşlarını görmek de içimi acıtıyor.
Gece uykusuna yatırırken sadece üçüncü kolum olmayışına değil, benden üç tane olmadığına da üzülüyorum... Herbiri elimi tutarak veya ben onların sırtını okşarken uyumak istiyor. Babaları veya anneanneleriyle birlikte uyutuyoruz ama elimdeki aklım hep benim uyutamadığım meleğimde…
Kuzularım yattıktan 10-15 sonra uyanmaya başlıyorlar. Burunları tıkanıyor biliyorum. Sürekli burunlarını açıyorum, buhar cihazı çalıştırıyorum ama yetmiyor. Kuruyan ağızlarına birkaç damla su veriyorum, rahatsız bir biçimde uykuya dalıyorlar. Arka arkaya sürekli uyanıyorlar. Ben bir o yatağın başındayım, bir diğerinin... O kadar rahatsız yatıyorlar ki...Sürekli üstlerini açıyorlar...
Zaten teker teker biriyle veya bazen üçüyle birlikte uyumaya bayılıyorum. Bu aralar hepten birlikte uyumaya başladık. Özellikle en hasta olan oğlumla yatıyorum. Zorlukla, hırıldayarak nefes alıyor. Küçük adamım ateşler içindeki avucuyla illa yüzüme dokunacak. Bir yandan da sarılmaya çalışıyor. Zorlukla nefes alışını duydukça, sıcacık hatta alev alev soluğu yüzüme değdikçe paramparça oluyorum. Bu kadar paramparçayken canlarımın vücutlarına gireyim, onları hasta eden mikropları tepeleyeyim, bir annenin neler yapabileceğini göstereyim istiyorum...
Bu hastalık geçici biliyorum. Çocuklar böyle böyle büyüyecek, bağışıklık sistemleri böyle kuvvetlenecek, bunu da biliyorum. Sabah sessizliğinde, canlarımın nefes alışlarını dinlerken sadece şükür edebiliyorum ve tüm hasta bebeklere, çocuklara, evlatları hasta olan annelere, Gazze’dekilere dua ediyorum...
Peki bu tempoya nasıl mı dayanıyorum… İşte bunu da ikiz üçüz annelerinin iki anne- üç anne gücünde olmasına bağlıyorum :)))
|